Kayıtlar

Eylül, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeniden Balıkesir

  Kardeşimin üçüncü senesi olmuş benim okuduğum aynı şehrin Burhaniye ilçesinde okula başlayalı. Bu sene daha ilk kısmet oluyor buraya gelmek. Adeta aşık olduğum ilin her bir yerini hayranlıkla izliyorum. Hayatımın en güzel dört yılını o şehirde geçirdim diyorum büyük mutluluk içindeyim gezdiğim her bir yerinde.Yola çıkmışız Burhaniye'den Altınoluk'a, teypte Arkadaşım Eşek şarkısı: Ayrılık geldi başa katlanmak gerek, seni çok çok özledim arkadaşım eşek 😊 anne dizinde teybe eşlik edilerek yapılan yolculuk; üç yaşındaysan hayat bir harika dostum, hasta olsan sesin kısılsa bile... Küreğini kovanı almışsın yanına kumun hayalini kurup: "Hiç olmazsa ayaklarımızı sokarız değil mi anne?" Uyuyakalıyorsun bir hayalle... " Kara sevda, kara sevda dedikleri daha ne olabilir ki?" sıradaki şarkı... Yeşili maviyi seyrederek düşüncelere dalıyorsun... Yaşamak güzel şey dedikleri... Arka koltukta yapılan yolculuğun faydaları, hayatta çoğu zaman olduğu gibi yolculuk anında da...

Pencereyi Kapama

  https://youtu.be/GooPPj7ECUE "Pencereyi kapama, gök dolabilir içeri" bu şarkı da bana farklı pencereler açtı yine. Bir görüş gününe gittim, ağustos sıcağında yapış yapış terlenen o yirmi kişilik koğuşlardan aramalarla geçip gelinen. Bir Ramazan günüydü, bembeyaz pamuk eller gül suyu kokuyordu. Ne de olsa kir, günah giremiyordu oraya. Her şey tertemizdi. Alnını sildi kolunu kıvırdığı kot gömleğe. "Bıkmadın her seferinde umutla gülümseyerek buraya gelmekten, neden benden hala vazgeçmedin" diyordu yine o kıymet bilmez yaşamak istemeyen gülüşün, bana bakan ama görmeyen gözlerin. Her şeyin farkındayken kendini kandıramaz insan bilir, sadece bir oyunu sürdürür. "Umut" denen şey bazen insanı çürütür. Ağzından çıkacak bir kelimeye hayatını bağlamanın ne demek olduğunu bilemez aşık bir kadının sevgisini tatmayan. Hayatının şiirini yazar kadın yaşarken; her adımında, emeğinde, gülüşünde, göz yaşında. Şarkı devam ediyor: " Sen neyi taşıyabilirsin canım, k...

Şifa istemem balından...

  https://youtu.be/SBDj5RQ82xA Bu şarkıyı dinleyince aklıma Van'dan Yüksekova'ya yaptığım yolculuklar geldi iki sene boyunca. Dağların arasından suyun kenarından kıvrıla kıvrıla giden yollar, Başkale'de dinlenme yerinde içtiğim acı çay, kimi yolculukta sabahın nurunda fırından aldığımız simitler dumanı tüten... Evet kendi filmim oynuyor yine zihnimde. Hayat yine de güzel be diyorum tecrübe denen şeyi satın alabilir misin? Dostluklarını, yaşantılarını, mutluluklarını, gözyaşlarını satın alabilir misin? Bir çatı olsun yuva bellerim demiştin herkes çeyiz eşya derdine düşmüş gelinlik modellerinde gezerken, dünyanın neresi olursa olsun bir bavulla giderim sevdiğim insan yanımda olunca... "Yaşamadın sen..." diye bir cümle var ya kimi o gelir aklıma. Kim doyasıya yaşadı ki bu hayatı... Ağzımıza çalınan acı bal gibi dünya ya da içtikçe susuzluğumuzun arttığı tuzlu su gibi... ‌ Türküleri, aşıkların kaleminden sazından çıkanları hep çok sevmişimdir. Çünkü hepsinin kal...

Bavula koyduğumuz yalnızlıklar

  https://youtu.be/cu7sugmAGew Kardeşimle yolculuk yapıyoruz. Araca bindim, biner binmez şu şarkı çaldı son ses : Haksızlığı da koydum bavula yalnızlığı da aldım yanıma ...En başından itibaren dinleyince tüm sözlerini, dedim ya hu bu kadar nasıl bazı şarkılar beni anlatır. Dokunsalar ağlayacak bir halde miydim de bir şarkı, sözleriyle yaşadığım hisleri anlatıp ruhumu sardı diye düşündüm içten içe. Gülümseyerek kardeşimle birbirimize baktık. Dedim : "Gözümden kendi hikayem geçti, mahsus mu açıyorsun her seferinde bu şarkıları" 😀 Hani derler bir şarkı açıyorsun düşünmekten dinleyemiyorsun. Film otomatik başlıyor zihninde 😀 her şarkıda kendinden bir parça buluyorsun. Hayatını, yaşanmışlıklarını, birkaç parçasını alıp bavuluna yola koyulanlar anlar beni... Uykusuz birkaç gecenin ardından verilen bir kararla sabahın yedisinde çöp torbalarına önce kitaplardan başlayarak bantlamaya başlamak... Güzel bir sükunetle kimseye ilişmeden, artık hiç kimseye yük olmadan ne var ne yoks...

Ol'mak

  Hayatta yaşadığımız her şey tam olarak kıvamımızı bulabilmemiz için olması gerekenler... Öğreniriz hep; kul olmayı, insan olmayı, kadın olmayı, anne olmayı...Hep mücadelemiz hayat ritmimizi bulup 'ol'mak. Ben hiç kadın olmamışım diyorum çok sonra. Kadın olduğumu bu yaşa erince anlayabiliyorum. Çoğumuz çocuk da olamadık ya yaşadığımız hayatta. Çocuk olamadan büyüdük, yetişkin olamadan evlendik kadın olamadan anne olduk. Hayata atıldık ama hep sonradan farkına vardık. Sorumluluklarımızın altında ezildik kimi zaman. Hep başkaları için yaşamayı düşünürken, kendimizi ötelerken gereken özeni kendimize göstermezken ömür tükettik. 'Ben de varmışım' diyemedik hayat hengamesinde. Gerek hayat şartları, gerek öğrendiğimiz ahlak, fıtratımızdan gelen alışkanlıklar 'gerek yok fazlasını talep etme' dedikçe insanca ve kadınca yaşamayı unuttuk. Dünya ahiret dengesini tutturamadık iftat ve tefrit arası yaşadık. Tüketme ve alma üzerine kurulu bir düzen inşa edilmiş bazımız da bu ...

Hayaller de yorulur

  Öyle bir anı hafızam var ki bazen mutlu olduğum anları ziyaret ediyorum. Bu bir kaçış, geçmişle yaşama gibi gelse de dünyam sanki böyle yaşanır kılınıyor. Çocukluğumdaki anlara bile gittiğim oluyor bu genelde bayramlar oluyor bütün aile kuzenler bir aradayken. Sonra kızımı ilk gördüğüm an; defalarca bu an da zihnimde film gibi oynamıştır. Sonra gerek zihnimde gerek rüyalarımda özleyince Balıkesir sokaklarında fakülte bahçesinde geziyor oluyorum. Hayalci olmak böyle bir şey herhalde. Hayatımın en farklı deneyiminde, yalnız başıma kaldığım altı günlük zaman diliminde de farklı rüyalarla zihnim beni rahatla t mış hayallerle sarıp sarmalamıştı. Bir gününde rüyamda yeşillik bir alanda piknik yapıyordum burnuma annemin elmalı kurabiye kokuları geliyordu. Eve döndüğümde annemin elmalı kurabiye yaptığını görünce ağlamıştım. Bir diğer gün de bir roketle uzaya kaçıp tüm o sıkıntılı halden kurtuluyor sevdiklerimle vedalaşıyordum. 😀 Hayaller insanın güzel bir kendini rahatlatma mekanizması....

Bizi biz yapan yaşantılarımız nişanlarımızdır..

  Bugün aşı olmaya gittiğimde odada üç kadın hemşire vardı, kolumu aşı için gördüğünde birisi: "Kolundakiler çatlak mı ben ameliyat izi sanmıştım. Çok kilo mu verdin, doğum mu yaptın" dedi. Güldüm: "Çocukluktan beri kiloluydum ben birkaç kere verdim aldım kilo onlardan kaldı çok önceden bu izler, tabi çocukta yine kilo aldım verdim." dedim. "Nasıl öyle kilo verdin?" diye devam etti sonra hemşire. Yine güldüm: "Deli gibi spor yaparak, beslenmede glutene dikkat ederek tiroidim var çünkü. Hiç kolay olmadı vermek. Çok çabuk alıyorum dikkat etmezsem metabolizmam çok yavaş." Benim de tiroidim var hiç veremiyorum nasıl verdin öyle maşallah". dedi içlerinden orta yaşlı ve azıcık tontiş olanı. "Nasıl verdiğimi bir de bana sor. Çok zor." dedim ve güldüm. Gerçekten bu hayatta hepimiz farklı gelmişiz dünyaya. Neler yaşadığımız neleri kendi kendimize başardığımızı en iyi kendimiz biliriz. Çatlaklarımız, buruşan sarkan derimiz, alnımızdaki iz...

Kıymet bilmek mesele...

  "Kıymetimi bilmeyen ellerde paramparça olacağıma kendi hayatımda yek pare olurum." Gerek yıllardır etrafımdaki insanların bedenen yanımda olup ruhen yanımda olmaması yalnızlığı, gerek şimdiki hakiki yalnızlığım beni beslemiş. Hayat hep bizi bir şeylere hazırlamış peki şimdi biz bu kadar kat ettiğimiz yolda önce kendimizin kıymetini bilmeyecek miyiz, aksi kendimize ihanet olmaz mı? Bugünlere gelmek için affı olmayacak şeyler yaşamadın mı? Zulmü uzatan senin bırakmaman, vazgeçmemen değil miydi? Yanlış bir tercih sonuna kadar sürmek zorunda değildi. Geceleri yastığını ıslatırcasına ağlayarak, iç çekmelerinin arşa uzanarak uykuya daldığın günler, uykularından her defasında aynı kabuslarla sıçrayarak ve ağlayarak uyandığın travmatik yaşantının travmatik rüyaları senden hesap sormaz mı? Bir insanın defalarca aynı insan tarafından öldürülebileceğini görmüşken niye katiline aşık bir meyyit oldun senelerce? Başka bir hayat mı korkuttu seni yoksa alıştığın hayattan vazgeçmek mi? Bu ...

Sefiller'den yola çıkarak...

 Kendime bir iyilik yapıp Sefiller kitabının Hasan Ali Yücel klasiklerinden iki kalın ciltli halini kitapçıda görür görmez aldım. Bu kendime yıllardır hediye ettiğim en güzel şeydi. 13 yaşımda elime tek cilt hali geçmiş Jan Valjan'ı ve hikayesini büyük hayranlıkla tüm ruhumda hissederek okumuştum, onun Madlen Baba'ya dönüşümünü, hayatına dokunan ve dokunduğu insanlarla, onların dönüşümü hayret uyandırıcıydı. Hayat onu böyle bir yola sevk etmişti geçmişi bir yandan peşini bırakmasa da. Kitaptaki Köpek Javer karakterini hiç unutmamışım. Elime geçen ilk fırsatta kitabı tekrar bu yaşki halet-i ruhiyemle okumak için sabırsızlanıyorum. Ve o zaman kendi ruhumdaki uyanışı hatırlıyorum, bana adalet, iyilik, hayat kavramlarını o yaşımda sorgulatmıştı. Bir ekmek çaldığı için yıllarca kürek mahkumluğuna çarptırılmış, defalarca kaçarak bu süreyi uzatmıştı ve bir gün kaçıp kendine yeni bir hayat kurmuş ancak geçmişi de onun peşinden gelmeyi bırakmamıştı. Romanlarda hep hayatımızdan bir şeyle...

Ya güder ya gidersin...

  " Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin" bu gece bu sözü irdelemek geçti içimden hayatıma binaen. Gütmenin ya da gitmenin yollarını aramak...Deveyi gütmeyecek yahut gitmeyecek gidemeyeceksen; kervanı, yolcuları, yolları, malları, hayatını yakıp yıkmaya gerek var mı? Iki seçenek de olmuyorsa hayatlarda başka şeylere mi zorluyor yoksa insanı hayat. Allah biz kervancıların yardımcısı olsun...

Hayatının en önemli tanığı sensin

 Insan önce kendine ve hayallerine ihanet etmemeliymiş. Yolun başında ne ideallerle yola çıktığını ne için yaşadığını unutmamalıymış yoksa neye evrildiğini görünce kendine hayret eder hale geliyormuş bu dünyaya uyduğunu gördükçe. Dünya bu illa bir yerinden yakalamaya çalışır insanı. Yoluna eşlik etmesi gerekenler zaten idealleri yolunda yolunda olurmuş aksi hiçbir şeyi zorlamamak gerekiyormuş. Bazı fedakarlıklar kendinden vermek ömrü heba etmekmiş. Bazı düzelir diye beklenen mühlet verilen yanlışlar hiç değişmiyormuş öğrenmek için on sene geçirmek ve üstüne farklı tecrübelerde de aynı acıları yaşamak gerekiyormuş. Gerektiği yerde durmak, sınırı koymak, 'ben böyle bir hayat istemiyordum' diyebilmek ve gerektiğinde vazgeçebilmek gerekiyormuş kendine, inandıklarına saygın için. Hiç kimse vazgeçilmez değilmiş bir başkası için buna kendimiz de dahil. Kayıplar her zaman olurmuş ama her zaman önce 'kendimizden'  vazgeçmemiz gerekiyormuş.Kendi hayatımızın en büyük, en önemli ta...

Çöküş

 Dünyaya söylediklerimin bir şeyleri değiştireceğine inandığım zamanlara şimdi büyük bir sakinlikle gülümsüyorum. Yaşamak böyle bir şeymiş coşkunun sönüşü, bir şeylerin ölüşü, baharlarsa kendi içsel dönüşümümüzle kendimizi tekrar dirilttiğimizde belki ...

Hakikat

 Psikoloji yeni mezun bir arkadaşımla sohbet ederken bir anketteki soruyu ona yönelttim : "Sizi bu dünyada ne mutlu eder?" diyordu. Benim cevabım :"Hakiki olan tüm güzellikler" olmuştu. Onun da: "Ailemin sağlıklı ve iyi olması". Sonra şöyle devam etti: "Herkes bu soruya hayatında eksik olan şeye göre cevap verir bence." Ne kadar doğru diye düşündüm sonra. "Hakikat" kelimesinde kilitleniyordu her şey benim hayatımda.(Böyle çoğaltan insanlarla sohbet etmek çok güzel...)

Kadın

  Kadına yuvasındaki huzuru çok gördünüz. Onu illa bir kalıba sokmak istediniz. Oysa o yerinde, kendi yaptıklarıyla mutluydu. Ona herkes farklı bir misyon yükledi toplumda. Içinde çoğu şeyi yapabilecek güç de vardı kadının. Ama bıraksaydınız anneliğini gönül rahatlığıyla yapsaydı. Bir takdir etseydiniz hep eleştirmek yerine, bir destek olsaydınız. Çocuk sorumluluğu ağır, eş olarak ben de rahatlatayım evladımın büyümesine, gelişimine ben de tanıklık edeyim deseydiniz, bazen bir uyku olurdu destek olduğunuz siz kendi çocuğunuzla oynarken, bazen bir yürüyüş bir nefes olurdu, bazen bir omuz olurdu yaslanılacak bazen bir sıcak tebessüm. Ama bunu çok gördünüz kadına. Kendi yuvasında hep daha fazlası olması gereken, olduğu gibi olunca eksik zayıf görülen, evin bütçesine de illa katkıda bulunması gereken. Nesne gibi baktınız çoğu zaman, onun da bir ruhu olduğunu anlayamadınız. Onun da bir zamanlar küçük bir kız çocuğu olduğunu. Sahi siz çocukları anladınız mı? Sadece huzur istiyorlardı, ha...

Madde Mânâ

  Maddeler alemine daldıkça insan mânâ aleminden uzaklaşıyor. Maddeye her dalış, ruhun etrafını sarıp daraltan bir çember oluyor. Dünya silinip giden silüetler misali uykudan uyanmak belki an olacak ama uyandırır insanı. Ne mutlu hep uyanık kalabilene ama ne mümkün insanız. Ifrat ile tefrit arasında geçiyor ömrümüz. Gülüşler bile yarım kalıyor, kavuşmalar ağır aksak. Hakikate bakınca dünya gerçekten sonsuza kadar huzuru bulabileceğimiz bir yer değil bunu anlayabiliyoruz. Sevdiklerimiz bir bir gidiyor dünyadan, her şey son buluyor. Bir kavuşma var ve bu kavuşma önce insanın Rabbiyle. O'nun huzurunda boynumuz bükük... Elest bezminde söz verdik, bazı fırsatlarda hatırlatır Allah insana "kul" olduğunu. "Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur." Kimin huzuruna başka gözyaşları içinde sığınabilir insan, kimin affına sığınabilir tüm hatalarına rağmen. Hayatımızın içinde O yoksa, hayatımıza hayat katamadıysak O'nu her an varlığını hissedemiyorsak biraz da dü...

Yoldaki seyyah-ı avare

 Kendi yolculuğumuzda, hayat bizi olmamız gereken kişiye dönüştüreceği zamana kadar öğrenmeye devam edeceğiz. Değişime, tekamüle direndikçe bocalayacak, yaşamakta zorlanacağınız. Her zaman doğru sebepler ve etkenlerle istediğimiz ve beklenen sonuçlar çıkmaz. Kader hayret sınırlarını zorlar. "Hayatta olan şeylere neden diyen kimse acemidir." der Semiha Ayverdi. Yine şöyle devam eder devamı bir yazıda: " Önünü açılan yoldan yürü. Şöyle olsaydı, böyle olsaydı daha iyi olurdu, diye vehmettiğin tüm yollar, kaderin dışındadır. Kaderin dışında olansa yok hükmündedir.   Yürürken bu hayat yolculuğunda, sadece heybemize dolan güzelliklere, yaşadığımız, tattığımız anlara bakacak, sonsuza kadar hiçbirinin süremeyeceğini anlayıp dünyanın bir göçme diyarı olduğunu anlayacağız sonsuz yolcusu olarak. "Hırs hasarettir" sözünü getir aklına. Bu zamana kadar çok istediğin, sonunu dahi düşünmeden peşinden sürüklendiğin şeyler sana mutluluk mu getirdi. Bu hayatta bedel ödemeden iler...

Aşk, Sevmek

 Yıllarca çocukluğumuzdan getiriyoruz birçok hayali, gerek duyarak, gerek okuyarak gerek görerek... Her yerden yaşantıdan bir şeyler topluyoruz aşk bu olmalı, benim aşkım böyle olmalı diye. Içimizde tertemiz bir yere koyuyoruz onu, kimseleri ulaştıramıyoruz oraya. Biz 'aşk'ı seviyoruz adeta. Kimi diyor insan 'duygusunu' sever, diye. Evet tecrübe etmek muazzam bir şey, ondaki o coşkun aynı zamanda korkunç yıkım olan duyguları.  Bir sürü faktör giriyor aşkta araya, karşıdaki insanın karakteri, çocukluğu, alışkanlıkları, hayata ve aşka yüklediği anlamlar... Seviyoruz diyoruz ama bocalıyoruz çoğu zaman. Alma verme dengesini kuramıyoruz. Sevmek, hep yanında olmayı istemek hasretini yaşatıyor aşığa. Ona dair anıları, silüetleri dahi zihinde, kalpte tekrar yaşatmak muazzam bir mutluluk veriyor aşığa. Onun dünyasında, zihninde, yaşantısında bir yolculuğa çıkmak hazzını veriyor bize. Başka bir insanın hikâyesinde, alnının çizgisinde, yüzünün ifadesinde nefes almak... Hatta eskil...

Geçip Giden (Fani) 24 Mayıs 2021 tarihli

 Geçip Giden (Fani) Kendimizi uyuşturduğumuz mutluluk afyonları... Elimizde parçalanan, dokunduğumuzda dağılan anlar... Uçucu mutluluklar, geçici gözyaşları, tuttuğumuz yaslar ise hasar bırakıyor. Önceki gibi kulaç atamıyoruz hayata, nerede o inanmışlığın on sekiz yaşı. Soluyor bir şeyler, takvimlerden eksilen yapraklarla beraber. Saadet ne, hayat, insan ne anlamaya çalışırken, tam yakaladım; "işte bu", dediğinde afâki kalıyor cümleler.   Gerçekten var mı bazı tanımı yapılan duygular, yoksa her duygunun bir tayin edilen vakti mi var insanda; ne gam baki ne dem baki der gibi. Kimseye de kızgın kalamıyorsun bak, hayat bu, artık insanlara değil, yaralarına üzülmeyi öğreniyorsun. İnsan en güzel kendi yaralarını öper.   "Her şeyi düzeltmeye çalışmanın yok ettiği" diyor üç kere İsmet Özel. Daha ne kadar böyle olacak ki... Galiba nefes aldığımız sürece, hayat var olmak, tam anlamıyla "olmak" mücadelesi. Rüzgarda savrulan bir yaprak olma tevekkülünü göstermek isti...

Balıkesir'i Yeniden Yaşamak 24 Ağustos 2020 tarihli

  BALIKESİR'İ YENİDEN YAŞAMAK ‌Önce nereden yola çıkacağını bilmek lazım. Nef'ten çıktın diyelim etrafında simit poğaça çay kokuları yükselecek , fotokopicilerin toner kokuları eşlik edecek yeni başlayan yoluna. Fakülte bahçesinde de içebilirsin ilk çayını veyahut en iyisi mi ben seni Zağnos Paşa Camii'nin ordaki Paşa Çay Bahçesine götüreyim sonra. Yol boyunca yürürken çarşı esnafını tabureler atmış yol önlerinde oturur vaziyette göreceksin . E napalım şehir kaynıyor (?!) Okulun biraz ilerisinde halk kütüphanesini unutmamak lazım bir tatlı huzur alabilirsin. E tabi boş gezmek olmaz şehir demek yollar, kokular, lezzetler mekânlar da demek. Şöyle tantuniciden sana bir tavuk tantuni ayran ısmarlayayım lavaşta. Kesmezse sırf lezzeti için tabi biraz da paran varsa dana etli tantuniden de kıvır bir tane. Belki değişmiştir zamanla mekanlar ama ben sana 2009-2013 ruhunu yaşatıyorum sevgili dost. Benim gözümde gezersin bir kere de olmaz mı? Ben bazen uykumda gezintiye çıkıyorum tekr...

Kendime Notlar 27 Haziran 2020 tarihli

  Dünyanın, çevrenin eziciliğine inat, kendi varoluşunu tırnakla kazımak... En çok kendini değiştirecek en çok kendini geliştireceksin, en çok kendin için çalışacaksın ki 'ol'maya çalışırken bir mum gibi ışık veresin. En çok kendini affedeceksin sevebilesin diye. Kendini önce kendin için sevebilecek hale getireceksin. Sonra diğer sevgiler gelsin peşisıra. Sadece istemeyeceksin yapacaksın, her zaman ayağına gelmiyor fırsatlar. Bakış açın durduğun yerden mi kaynaklı? Bakmayı mı bilmiyorsun? Önce içine bakacaksın . Değiştiremeyeceklerin için  ise önce derin bir ah çekeceksin ister istemez sonra da yoluna devam edeceksin yüreğinde çok da ağırlık etmeden onları... #kendimenotlar