Geçip Giden (Fani) 24 Mayıs 2021 tarihli
Geçip Giden (Fani)
Kendimizi uyuşturduğumuz mutluluk afyonları... Elimizde parçalanan, dokunduğumuzda dağılan anlar... Uçucu mutluluklar, geçici gözyaşları, tuttuğumuz yaslar ise hasar bırakıyor. Önceki gibi kulaç atamıyoruz hayata, nerede o inanmışlığın on sekiz yaşı. Soluyor bir şeyler, takvimlerden eksilen yapraklarla beraber. Saadet ne, hayat, insan ne anlamaya çalışırken, tam yakaladım; "işte bu", dediğinde afâki kalıyor cümleler.
Gerçekten var mı bazı tanımı yapılan duygular, yoksa her duygunun bir tayin edilen vakti mi var insanda; ne gam baki ne dem baki der gibi. Kimseye de kızgın kalamıyorsun bak, hayat bu, artık insanlara değil, yaralarına üzülmeyi öğreniyorsun. İnsan en güzel kendi yaralarını öper.
"Her şeyi düzeltmeye çalışmanın yok ettiği" diyor üç kere İsmet Özel. Daha ne kadar böyle olacak ki... Galiba nefes aldığımız sürece, hayat var olmak, tam anlamıyla "olmak" mücadelesi. Rüzgarda savrulan bir yaprak olma tevekkülünü göstermek istiyorsun ama hayat kompleks, bir sürü faktör var kaderini etkileyen iradenle beraber. Yine yeniden tazelen, niyetlerini tazele, dualarını. "İnsanlar üzerine hayal kurulmaz, ne isterseniz Allah'tan isteyin." Her zaman bunu hatırlatmak istiyor zihnim kalbime. Ah kalbim... Selamete çık... O'nun için işle, O'nun için başla, O'nun için yaşa. "Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol... Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol."
Yıllardır kalabalıklarda aradın saadeti, yalnız kalmaktan kaçtın, kaçtığın kendindi. Bir kendinle kalsan, sana anlatacaktı kendini çünkü; ihtiyaçlarından, yaralarından, zayıflıklarından bahsedecekti. İnsanı anlamayı, alemler içinde "insanı" bilmeyi önemsiyorsun. Evet en büyük yolculuk uzak ülkelere yapılanlardan çok, insanın kendi içine, bir insana yaptığı yolculuktur. Kendi zaaflarını, duygularını anlayan insan, başkalarınınkini de anlamaya kapı aralar. İnsan kendini tam anlamı ile anlayamazken bir başkasını nasıl tam çözer bu da meçhul. Ama insan bir insanda da nefes alamaz mı? Anlatılan tüm bu hikayeler sadece anlatılarda mı?
Diğergamlık kavramı geliyor aklıma. Aradaki alma verme dengesini korumayı unutuyoruz çoğu zaman, sınırsız verince "hiç" oluyor, yerlere seriliyor, Mecnun oluyoruz. Leyla çok uzaklarda, imkansızsa destan olmaya yarıyor bu, hem de pişiriyor Mecnun'u. Her aşk bir Leyla'dan Mevla'ya ulaşma yolculuğu... Kendi sevgi potansiyelini keşfetme, sınırlarını görme, zaaflarını, kötücül yanlarını da bulma. Hep yeniden, yeniden başlama ama. Gün kararıyor ardından sabah oluyor, hep bir dönüşüm halindeyiz. Her bir gün de kendi içinde farklı sırlı güzellikler saklıyor. Bir çocuk gülümsemesi kuşatıyor bazen, evet diyorsun "bu saadet" ve bu an ölümsüz. Zihnine böyle ölümsüz kareler kazanıyor. Çünkü sen de sonsuz yolcususun ve bu zihnin de sana verilen bir armağan.
Dünya, içindekilere verdiğin değer nispetinde dünya. Ne kadar üzerine düşersen o kadar imtihan olursun. Kader sana her defasında gösterir, 'her bir emanetin takdir edilmiş bir mühleti var' diye, ama sen yine unutur, yine kendini kaptırır, yine bu hakikati hatırlarsın. Defalarca yanılır, yine O'nun kapısına gidersin. "İnsanlar hüsrandadır, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna."
Yorumlar
Yorum Gönder