Hayatının en önemli tanığı sensin
Insan önce kendine ve hayallerine ihanet etmemeliymiş. Yolun başında ne ideallerle yola çıktığını ne için yaşadığını unutmamalıymış yoksa neye evrildiğini görünce kendine hayret eder hale geliyormuş bu dünyaya uyduğunu gördükçe. Dünya bu illa bir yerinden yakalamaya çalışır insanı. Yoluna eşlik etmesi gerekenler zaten idealleri yolunda yolunda olurmuş aksi hiçbir şeyi zorlamamak gerekiyormuş. Bazı fedakarlıklar kendinden vermek ömrü heba etmekmiş. Bazı düzelir diye beklenen mühlet verilen yanlışlar hiç değişmiyormuş öğrenmek için on sene geçirmek ve üstüne farklı tecrübelerde de aynı acıları yaşamak gerekiyormuş. Gerektiği yerde durmak, sınırı koymak, 'ben böyle bir hayat istemiyordum' diyebilmek ve gerektiğinde vazgeçebilmek gerekiyormuş kendine, inandıklarına saygın için. Hiç kimse vazgeçilmez değilmiş bir başkası için buna kendimiz de dahil. Kayıplar her zaman olurmuş ama her zaman önce 'kendimizden' vazgeçmemiz gerekiyormuş.Kendi hayatımızın en büyük, en önemli tanığı bizmişiz. Sonra düzelmiyormuş hiçbir şey. Herkesin kendi hayat ve tekamül yolculuğuymuş, hep bir şeylerle imtihan olurmuşuz. Dünya bu; kiminin imtihanı eşi, kiminin aşı, kiminin başını sokacak evi, kiminin sağlığı, yavrusuymuş imtihanı. Kiminin de kendine icat ettiği yapay gündemleri... Önem verdiğimiz nisbette can yakarmış bazı şeyler. Burasının geçici dünya olduğu hakikatini kendine hatırlatınca insan tüm gözyaşları da tebessümler de afaki kalıyormuş. Kendine yönelince insan çocukluğundan beri neyi istediğini ne için dünyada kendini var hissettiğini hatırlamalıymış. Bu uyanışa ruha yönelmek diyoruz, buna türlü imtihanlar vesile olurmuş. Kendi hayatıma bakınca 'öğretmen olmak'tı. Öğrenme ile beraber öğretme aşkı. Okulunu okumakla beraber ne kadarını yapabildim bu dünyada tartışılır ama içimizde bir nüve var ve o hep çatlamak için kendini zorluyor uygun şartları kolluyor beslenmek istiyor. Ruhumuzda bir ilim aşkı var tüm kâinatı anlamak, bilgiyi bir ab-ı hayat gibi içmek, yaşarken yaşatmak hep yeniden dirilmek ve diriltmek istiyor. Dünyaya geliş maksadımız da bu yönde kendimiz 'ol'maya çalışırken bir mum gibi etrafımızı da aydınlatmak, nesil yetiştirmek. Bir ailenin bir toplumun da vazifesi bu. Herkes kainatın çarkında kendi vazifesini yaparak umuma hizmet ediyor. Şimdi aile kavramına bakınca haz odaklı bencil ruhunu yitirmiş bir kurum görüyoruz. Ben niçin evlenmiştim niye böyle oldu diye kendine sormalı her insan kişisi. Çocuklarının eğitimiyle ilmek ilmek uğraşan, varını yoğunu canını dişine takarak hem ailesi, çevresi hem de toplumu için çarkın bir parçası olmaya çalışan anne babalar, aileye topluma insana hürmeti olan çocuklar... Bir kelebek etkisi misali toplumda gerçekleşecek bu hayallerle yola çıkmıştım. Ama aynı şuurda olmayan yanlış insan seçimi mi kader mi artık iç içe geçmiş şeyler olduğu için karşısında sözler anlamsız kalıyor... "Nefsime uydum" kelimesi o kadar kolay kaçıyor ki insana, beşer elbet şaşıyor ama hayatta bize verilen sorumluluklar, emanetler var verdiğimiz kararlarla beraber. Yaptıklarımız sadece bizi değil ailemizi, çevremizi tüm toplumu etkiliyor. Nasıl 'ben artık yaşamayacağım' deyip bir kenarda ölmeyi bekleyemiyorsak yaşıyorsak ve bu hayatta bize emanetler verildiyse eş, evlat, anne, baba, iş, konum, sağlık, vücut, ruh gibi bir sürü şey sayılabilir... Öyle de tekrar tekrar tazelenmek dünyaya geliş maksadımızı hatırlamak önce değişimi ve gelişimi kendi ruhumuzda başlatmak zorundayız gerçek manada 'yaşadım' diyebilmek için. Isteyince Allah insana yollar vesileler kapılar açıyor ben buna çok inanıyorum yaşadığımız hadiseler bile bize bu kapıları açıyor, en büyük kapı da Allah'ın bizde açtığı bakış açısı oluyor. Akleden, hisseden bir varlığımız olduğu için binlerce kez şükür ve hayat devam ediyor son noktasını bilmeden. Gönül hep daha fazlasını istiyor, dünyayı önümüze serseler doymaz daha fazlasını isteriz, çünkü ruh sonsuz. Ruhumuzun ufkuna yürüdüğümüz güzel bir hayat diliyorum hepimize...
Yorumlar
Yorum Gönder