Pencereyi Kapama

 

https://youtu.be/GooPPj7ECUE

"Pencereyi kapama, gök dolabilir içeri" bu şarkı da bana farklı pencereler açtı yine.
Bir görüş gününe gittim, ağustos sıcağında yapış yapış terlenen o yirmi kişilik koğuşlardan aramalarla geçip gelinen. Bir Ramazan günüydü, bembeyaz pamuk eller gül suyu kokuyordu. Ne de olsa kir, günah giremiyordu oraya. Her şey tertemizdi. Alnını sildi kolunu kıvırdığı kot gömleğe. "Bıkmadın her seferinde umutla gülümseyerek buraya gelmekten, neden benden hala vazgeçmedin" diyordu yine o kıymet bilmez yaşamak istemeyen gülüşün, bana bakan ama görmeyen gözlerin. Her şeyin farkındayken kendini kandıramaz insan bilir, sadece bir oyunu sürdürür. "Umut" denen şey bazen insanı çürütür. Ağzından çıkacak bir kelimeye hayatını bağlamanın ne demek olduğunu bilemez aşık bir kadının sevgisini tatmayan. Hayatının şiirini yazar kadın yaşarken; her adımında, emeğinde, gülüşünde, göz yaşında.
Şarkı devam ediyor: " Sen neyi taşıyabilirsin canım, kırık bir dalın yükünü mü?" Bazı nesnelere de sadece kendi anlamıyla bakamazsın. Bir bebek arabası mesela, neler taşır? Dert taşır, yük taşır, umut taşır, hayal kırıklığı taşır, yorgunluk, en çok da yalnızlık taşır tek başına hayatı sırtladıysan. Her işini yavrunu alıp kendin yaptıysan. Yalnız olduğunu her adımında hissedersin hayatta. Bunu ilk zamandan anlarsın aslında sadece görmüyormuş gibi yapar, içine atarsın. Bir cezaevi mektubunda Dosteyevski'nin Yeraltından Notlar kitabından esinlenerek söylediği: " Kucağında bebeğini seven bir kadını izlemek kadar bu dünyada daha güzel bir şey yoktur." sözünü yazıp anne olarak beni görmek istediğin yazmıştı o adam. Bir kitaptan heveslenmiş, aile kavramını çok güzel anlatınca o kitap, ben de belki artık başarabilirim diye düşünmüştü herhalde şimdi anlamaya çalışınca. Ama kelimeler her şeyi anlatır. Baba olmak istiyorum, demiyor; çocuğum olsun da demiyor: " Seni anne olarak görmek istiyorum." Dahil olmadığı ama seyrettiği bir manzara arıyor huzur adına. Dahil olmazsan nasıl huzur bulacaksın? Çıkınca hayal gerçek oluyor ama işsizlik, depresyon, hayat şartları ve en başta sevip kabullenememe bu saadeti yaşamasına izin vermiyor o adama. Hamileliğin daha ilk aylarında " Bu çocuğun günahına mı girdik acaba dünyaya getirerek?" diye vaz geçmişliğini ifade ediyor adam. Kadın yalnız başına bir evliliği sürdürmenin yükünün yanı sıra bir çocuğu tek başına üstlenmenin sorumluluğunu da alıyor bu sözle. Artık bu sözü söyleyip niyetini belli edip gönül rahatlığıyla kenara çekilebilecekti adam, tıpkı evliliğinin daha ilk zamanlarında benden aşk bekleme deyip gözünü dışarı çevirdiği gibi. Sorumluluk almayacak, ruhen olmadığı yerden yine bu tavrıyla kaçabilecekti ama dünyadan kaçılmıyordu.
Kırmızı Oda'da Boncuk"un ablasının bir repliği geliyor aklıma kimi zaman: " Hadi o deli oldu kurtuldu, ya ben, ben ne yapayım?" İşte bu sözün ağırlığını yüklendim ben hayatta. Devam etmek zorundaydım. Hiçbir şeyi düşünme, o değişmese de sen şu an yapman gereken şeye odaklan, ruh sağlığını koru, çocuğunu sağlıcakla büyüt ve vakti geldiğinde kendinde o gücü de bulduğunda çok da uzatmadan herkese istediği hayatı sun ve hiç kimsenin üstüne gitme, kendi haline bırak, sen sana yakışanı yap. Iyi ol, güler yüzü eksik etme. Evladını büyüt, eğit ve o adama karşı da evcilik oyna.
Insan olmanın haysiyetini kendinde bulamayanlar hiçbir şey olamıyor. Insanlar yaptıkları hatalar, işledikleri günahlarla kendi ruhlarını yaralıyor, hiçbir yere ait olamıyorlar. Vakti gelince, gidilmesi gereken yerde sadece acizler durur, sözü geldi aklıma uykusuz geceler üstüne. Bebek arabasında ittirdiğim hayatım, evliliğim artık gitmiyordu. İstanbul sokakları zaten dardı, artık iyice nefes aldırmıyordu bir anne ve evladına.
Bir gün pencereyi kapattım içeri gök dolmasını beklemedim, ben mavilere gittim, yeni bir dünyaya Allah'a dayanarak. Hiçbir sözünü, anlamayana sarf etme. Yaşıyorsak umut hep vardır. Umut kulda değil Allah'ta. Her şeyimiz Allah'a emanet...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bizi biz yapan yaşantılarımız nişanlarımızdır..

Yeniden Balıkesir

Hayaller de yorulur